Mutlu Aşk Manifestosu

Dünyayı Aşk Kurtaracak!

Çağlar boyunca yazılan, çizilen ve söylenenin aksine “Mutlu Aşk Vardır” diyorum ve bu iddiamı da ölene de sürdüreceğim. “Söylemesi kolay, peki nasıl olacak o işler Aslı” diye soranlar oluyor; bunu sayfalarca anlatabilirim, saatlerce üzerine konuşabilirim ama hem sizin sıkılmayacağınız hem de işin özünü kavrayabileceğiniz şekilde kısa bir yazıya sığdırmaya çalışacağım. Haydi başlayalım!
  1. Yalnızlık ile barışık olmak
Aile bireylerim, dostlarım, tanışlarım ve danışanlarımda en çok rastladığım durum şu; insanlar yalnız kalmak istemiyor! Yalnız kalmaktan ölesiye korkuyoruz. Peki bunun sebepleri ne? Kimisi yalnız kalınca sıkılıyor, kimisi hayatında illa birisi olsun istiyor ki sosyalleşebilsin, kimisi yalnızlığın “ezikçe” bir şey olduğunu düşünüyor, kimisi yalnız kalmanın kimsenin ona değer vermediği anlamına geleceğini zannediyor vs vs. Peki gerçekten de temel sorun ne? Söyleyeyim; kendimizi yeteri kadar sevmememiz! Çok sevdiğiniz biriyle vakit geçirmekten keyif alıyorsunuz değil mi? Peki kendi kendimize vakit geçirmek neden keyifli değil? Neden yalnız başımıza mutlu olamıyoruz? Neden mutlu olabilmek için illa başkaları olmak zorunda? Oysa yalnız kalmak o kadar keyifli olabilir ki, farkına vardığınızda vazgeçemeyeceksiniz. Başkalarıyla yapacağınız her şeyi (hemen hemen her şeyi) yalnız başınıza da yapabilir ve keyif alabilirsiniz. Deniz kenarında ya da doğada yürüyüşler yapmak, kitap okumak, sinemaya gitmek hatta tatile çıkmak yalnız kalıp kendinizi tanıyabileceğiniz, ne istediğinizi bulabileceğiniz kısacası kendinizin en yakın arkadaşı olabileceğiniz fırsatlardır. Kendinizi tanımadan, ne istediğinizi bilmeden, zayıf ve güçlü yönlerinizi bulup zayıf olanları güçlendirmek, güçlü olanları kullanabilmek için çalışmadan bir başkasıyla birlikteliğinizde mutlu ve başarılı olmanız mümkün değildir. İki mutsuz insandan bir mutluluk çıkmaz, ancak birbirlerine bağımlı iki mutsuz insan çıkar. Mutlu bir ilişki istiyorsanız önce siz tek başınıza mutlu ve tam bir insan olmalısınız. Dolayısıyla ilk adımımız; yalnızlığınız ile, kendiniz ile barışmak ve kendinizi tanıyıp geliştirmektir. Önce siz kendinize aşık olacaksınız, sonra başkaları size aşık olacak.
  1. Farkındalığı arttırmak ve nasıl mutlu olacağını bilmek
Kimiz, ne istiyoruz, nasıl mutlu oluruz? Bu soruların cevaplarını bilmeden bodoslamasına daldığımız ilişkilerin sonu hüsran oluyor. Evliliğe dönüşmüş ilişkiler bile ya boşanma ile sonuçlanıyor ya da taraflar ömür boyu mutsuz oluyorlar. Biri her şeyiyle bize çok uygun gelebilir; iyi bir insandır, iyi bir işi vardır, bizi çok seviyordur, kötü alışkanlıkları yoktur, çekicidir vs. Peki ama biz bu kişiyle mutlu olabilir miyiz? Bu noktada temel olan kendimizi tanımak, değerlerimizi bilmek ve değerlerimizin örtüştüğü insanlarla birlikte olmayı seçmektir. Örneğin diyelim ki siz çok evcimen bir insansınız, evinizde vakit geçirmeyi seviyorsunuz, çok fazla arkadaşınız yok ve bu durumla mutlusunuz. Sizin birlikte mutlu olabileceğiniz kişi bütün yukarıda saydığım özellikleri taşısa bile diyelim ki çok sosyal, dışa dönük ve en çok sevdiği şey bir aktivite yapmak olan bir olabilir mi? Siz hafta sonunda evde battaniyenin altında film seyretmek isterken o dışarıda sizinle ya da arkadaşları ile bir şeyler yapmak istediğinde kaç kez birbiriniz için fedakârlık yapacaksınız? Her şeyin başı kendini iyi tanıyıp ne istediğini ve neyle mutlu olacağını bilmektir. Bunun için kendimizi dinlemeli, hangi değerlerimizin bizim için öncelikli olduğunu bulmalı ve hayatımızı buna göre şekillendirmeliyiz. Biz koçluk seanslarına başlamadan önce danışan adaylarımıza mutlaka değerler çalışması da yaptırırız. Çünkü değerler aldığımız tüm kararları, mutlu ve mutsuzluğumuzu, hayatımızın her aşamasını etkiler. Değerlerinizin farkında olun.
  1. İletişim kurmayı öğrenmek
En eğitimli insanlarda bile en çok karşılaştığım eksiklik; iletişim kurmayı bilmemek. Keşke küçük yaşlardan itibaren okullarda doğru iletişim kurmayı öğretmeye başlasak. O kadar yanlış şekillerde kendimizi ifade etmeye çalışıyoruz ki küçücük tartışmalar büyük kavgalara ve doğal olarak büyük hayal kırkılıklarına yol açıyor. Bu blogda daha önce bahsettiğim ve bahsetmeye devam edeceğim Mahşerin Dört Atlısı yani Eleştiri, Küçümseme, Savunmacılık ve Duvar Örme her türlü ilişkinin katilidir ve ne yazık ki insanlar bunları bir kenara bırakmadan iletişim kurmayı bilmiyorlar.

Doğru iletişim kurmayı yani kendinizi doğru ifade etmeyi ve karşınızdakini doğru dinlemeyi öğrenin. Bunun için eğitim alabilir ya da kitaplar okuyabilirsiniz. Bu dediğimi hafife almayın, doğru iletişim kurmayı öğrendiğinizde hayatınızın her anlamda olumlu yönde ne kadar değiştiğini göreceksiniz. İlişki Koçluğu verdiğim çiftlerin sorunlarını çözmekte en çok faydalandığım yöntem onlara doğru iletişim kurmayı anlatmak ve bunu uygulatmak. İletişim kurmaya, kendilerini ifade etmeye ve karşı tarafı anlamaya başladıklarında sorunlar kendiliğinden çözülüyor. Yabana atmayın.
  1. Sahiplenmek ve aidiyet ile alakalı bildiklerimizi gözden geçirmek
Bir insanı ya da bir ilişkiyi sahiplenmek ve bir ilişkiye ait olmak ile alakalı o kadar yanlış görüşlerimiz var ki. Çiftler birbirlerini sahiplendiklerini zannederlerken aslında karşılarındaki kişiye bir eşya muamelesi yaptıklarının farkına bile varmıyorlar! Ne acı! Birbirini seven iki insan birbirlerinin malı değildir, olamaz, olmamalı. Birlikte mutlu olmak için bir araya gelen insanların zamanla birbirlerinin ayaklarına prangalar taktıklarını üzülerek görüyorum. Oysa aşk kanatlandırmalı, aşk özgürleştirmelidir. Sevdiğinizi serbest bırakın, onu kontrol etmeyin, denetlemeyin, isteklerine engel olmayın. İnanın ki özgür bir sevgili size daha çok bağlanacaktır. Bu konudan ileride daha çok bahsedeceğim. Kıskançlık da bunun bir parçası ve uzun bir konu, o nedenle yazı sıkıcı olmasın diye daha fazla uzatmıyorum.

  1. Her şey bizim algılarımızdan ibaret değildir
Her şeyi kendi algılarımız üzerinden değerlendirmeye çok meyilliyiz. Telefonu açmıyorsa kesin bir haltlar karıştırıyordur, mesajıma hemen cevap vermiyorsa beni umursamıyordur, yanında bir kız varsa kesin beni aldatıyordur, beni sevse şöyle yapar, şöyle olsa böyle olur…Ne kadar yorucu! Hem bizim hem de karşımızdaki kişi için. Her zaman farklı ihtimaller vardır ve zaten bütün varsayım ve vesvesenin sonunda aslında sandığımız gibi olmadığını öğrenip mahcup oluruz. Varsayımda bulunmayın, direkt olarak sorun. Sadece romantik ilişkilerimizde değil, diğer tüm ilişkilerimizde varsayımda bulunmak ve buna göre hareket etmek zehirlidir. Açık ve net olmak en basit ve en doğru çözümdür.
  1. Muhtaç olduğunuz kudret içinizdedir
Kendi değerimizi bir başkası üzerinden biçmek yaptığımız en büyük hatalardan biridir. Tek başımıza her şeyi yapabilir, her şeyin üstesinden gelebilir, her şeyi başarabiliriz. Yardım ve destek almak elbette güzel bir şeydir ve yardım istemek/almak ilişkileri sağlamlaştırır. Ancak muhtaç olmak bambaşka bir durumdur ve birinin diğerine ya da çiftlerin birbirilerine muhtaç olma hali zaman içerisinde hastalıklı bir duruma dönüşerek ilişkiyi içinden kemirir, çürütür, hasta eder ve en sonunda da öldürür.

  1. Değişeceğini ummak ve değiştirmeye çalışmak
İşte bir başka katil! Standart olarak her hafta maça giden fanatik bir adamla birlikte olmaya başladınız ve sizinle birlikte olmaya başladıktan sonra daha az fanatik olmasını umuyor hatta maça gitmek yerine sizinle sinemaya gitmesini sağlamaya çalışıyorsunuz. Tanıdık geldi mi? O adam maça gitmeyince mutsuz olacak. Belki ilk zamanlar ilişkinin yeni başlamış olmasının heyecanı ile maç yerine sizi tercih edecek ama adamın aklı maçta, orada mutlu. Ya da hoşlandığınız kız mesela arkadaşları ile birçok kez tatile gitmiş, gezmeyi seven ve sosyal biri olsun. Sizinle birlikte olmaya başladıktan sonra arkadaşları ile geziye gitmemesini istiyorsunuz. İlk başlarda birkaç kez istediğiniz oluyor ama aslında onun için çok önemli bir şeyden vazgeçtiği için mutsuz oluyor. Aslında içinden değişmiyor, dışından öyle gözüküyor. Fakat özünü değiştiremeyeceği için onu o yapan bir şeyden vazgeçemiyor. Bu da tanıdık gelmiş olmalı. Daha ciddi bir vak’a örneği vereyim; diyelim ki sevgilinizin öfke kontrolü sorunu var. Öfkelendiğinde kendisini kontrol edemiyor ve kendisine ya da çevresine zarar veriyor. Kendisi istemedikçe ve destek almadıkça (ki bu destek siz olamazsınız, profesyonel destek alması gerekir) değişmesi mümkün değildir. Değişeceğini ve “düzeleceğini” varsayarak, umarak başladığınız ilişki kâbusunuz olabilir. Toparlayalım, mutlu bir ilişkinin olmazsa olmazları;
  1. Yalnızlık ile barışık olmak, tam ve bütün olarak kendini sevmek
  2. Farkındalığı arttırmak, nasıl mutlu olacağını bilmek
  3. İletişim kurmayı öğrenmek
  4. Sahiplenmek ve aidiyet kavramlarını doğru anlamak ve sindirmek
  5. Varsayımlardan kaçınmak
  6. Kendi kendine yetmek
  7. Karşımızdakinin değişeceğini ummamak ve değiştirmeye çalışmamak
Son olarak bir ekleme yaparak bitiriyorum; sıkça görüyorum ki profesyonel destek alması gerekecek kadar ciddi psikolojik sorunları olan insanların sorumluluğunu alarak onları iyileştirmeyi kendine görev edinen kişiler var. Bunu yapmayın. Başka bir yazıda bundan da bahsedeceğim. Kimse kimseyi düzeltemez, iyileştiremez, zaten böyle bir misyonumuz da yok. Herkes kendinden sorumludur. Aşkla kalın!  

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir